Günün Sözü :  
 Tüm Köy Halkımızın Ortak Paydası; Birliğin Ve Beraberliğin Sesi Yedibölük Köyü Sitesine Hoşgeldiniz.
Unutmamak ve Unutturmamak Adına

   

YEDİBÖLÜK KÖYÜ

Kapat Anılarla Yedibölük

Kapat Ağıt

Kapat Dedelerimiz

Kapat Etkinliklerimiz

Kapat Folklör Ekibimiz

Kapat Geleneklerimiz

Kapat Köy Haritası

Kapat Köy Mühtarlığı

Kapat Köy Nufusu

Kapat Köy Resimleri

Kapat Köy Slayt

Kapat Köy Tarihi

Kapat Köyümüzün Sanatçıları

Kapat Semtlerimiz

Kapat Soyadlarımız

Kapat Yedibölü Köyü Kültür Merkezi

Kapat Şiran Köyleri

DERNEKLER

Kapat 9.Kamp Resimleri

Kapat Cumhurbaşkanlığı seçimleri

Kapat Fiesch Resimleri

Kapat Gençliğimiz

Kapat Katilim Formu

Kapat Kuspo Kampi Resimleri

Kapat PROJELERİMİZ

Kapat İsviçre Derneği

SAYAÇ

   Ziyaretçi

   şu An Bağlı

TAKVİM
GAZETE
Site Hakkında Bilgilendirilmek için Gazetemize Katılınız.
Katıl
Çık
1 Katılımcı
EDİTÖRLER KÖŞESİ
Kemal.jpg
Kemal Demirci



İNFO
Köy Tarihi - Köy Tarih
KÖYÜMÜZ SİFON TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ.

Köyümüzün geçmişına kısa bir bakış ve 1991 yılı ile başlayan derneğın temel tohumunun atılması ve bu günü.
1965 Yili nufus sayiminda 900 nufuslu yoksul Alevi ve kürt  köyü olan köyümüz sifon Şiranın en gözde en kalabalık nufuslu köyü idi. Takriben 1850 Yillara dayanan bir tahrihi vardır.
Önceleri Rumlarin yaşadığı köyümüz ilk gelenlerin dilde dile kulaktan kulağa ve büyüklerimizin bir zat anlatımları rumlarin kilisesinin ve mezarlığın varlığı birer kanıttır.
Bu kanıtlar sifonda Duyarihoydanan , Yaylalarımızdakı madden ocakların işletmelerı, Ayrıca (Kalur.Kalum) Yeni ismi ile Çakırkaya köyünde kayalara oyulmuş manastır ve mezarlıklar varlığı hala mevcüt olup devletin yazılı kaynaklarındada bulmak mümkündur..(Cumhurritimizin 75 yılında Şıran) Belgeselınde.
Sifon ismi rum halkından kalma bir isimdır. Yapmiş olduğumuz araştırmaya göre Ülkemizda mevcut istıtastik sonuçları güsteriyorki, gerek sağlık gerekse beslenme ve diğer yaşam koşulların ağırlıgı sonucunda insanlar kısa yaşamaktadır. Ülkemizde insanlarımızın yaşama ortalaması yaş 60 düşünürsek köyümüzde 4 nesil yaşadığı bir soy ağacına sahiptır. Son 4 nesil olan bizler daha bilimsel daha demokratik ve daha örgütlü bir toplum olma bilinci ile hareket ederek toplumumuzun gelinen son basamağız. Derneğimizin dahada büyütmek görevi ile karşı karşıya olduğumuzu belirterek konumuzun biraz daha derinliklerine inelim.
Ükemizde genelde insanlar ya aşiretleri ile yada sülaleleri ile veya geldikleri yerle anılırlar. Bu anlamda köyümüzün insanlarının anılması gibi.
Köyümüzün insanlarına Gılanıler derler. Neden Gılanıler bu hep kafalara takıldı ve bazı ınsanlarımızın da hala kafasına takılmaktadır. Çünkü biz 4 inci kuşak yeni ismiyle yedibölük köyü olarak anıliyoruz. Gılanı terimi ile anılmamız bizleri tahrihimize doğru yol almamızı beraberinde getırmektedir.
Gılanı Sıvas ile Malatiya arasında bulunan beydağı eteklerinde bulunan Gulan köyünün ismidir. Dedelerimiz çeşitli baskılara maruz kalarak oralardan sürülmüşlerdır.
Bu baskılar gerek dinsel bakımında alevi oluşları gerek ulusal bakımında kürt oluşları bu sürgünler için yeterli sebep olmuştur. Buna birde ekonomik sıkıntılar eklerseniz bu köyden göçün daha iyi anlaşilması için yeterlidir. Ama daha ziyade osmanlının dini ve ulusal baskısı olduğu kesindır.
Çünkü sivastan batıya göç birden fazla olmuştur ilk göç kelkit çayin kıyısında olan ve boşaltılan (kalur.kalum) yada Çakırkaya köyüne olmuştur. Burda belli bir süre kalınıp ama kendilerini güvenlikte his edmiyen dedelerimiz ordan sıfona yerleşırler. Ancak Rusların desteğı sonucudan yeniden rum ayaklanmaları başlar Çar Rusyasının Kelkite ve Şirana gelmeleri sonucu yeniden buralarada geri dönüşler başlar bu dönüşler Sivasın zara ilçeside kızıl ırmak kıyılarında konaklama bereberinde getirir.
Oradaki geçici duruşlarından bilinen iki önemli anı hala tazeliğini korumaktadır. Bir kısmı adana birkısmıda tokata ve amasiya yani içe doğru göçler başlar. Bu göçler 93 harbının bitimi ile Rusların çekilmesi ile son bulur.
Tekrar sifona dönüş başlar ancak bir kısmı gıttığı yerlerde kalır bir kısmı yolculuk esnasında ölür. Geri kalan gelır tekrar sıfona yerleşır. Ama günümüzde her şeye rağmen isimleri ve tahri eserleri ile bu alanların bizden önce burda yaşayan rum halkının olduğu mevcut yapıları ile birer kanıp olarak tahriye şahıtlık etmektedır. Bunlar şiranın Evren (sefker) köyü 1877 nufus sayımı 100 islam 110 rumun yaşadığı. Babuş köyünde aynı yılın sayımında 25 islam 20 rumun yaşadığı. Bilgili (ökseit) köyüden 30 islam 25 ermeni yaşadığı. Dilekyolu (tersun. U ala) Yukarı tersun köyü 12 islam 30 rumun yaşadığı, Dumanoluğu köyü 28 islam 30 rum, Erenkaya köyüde (şiran uluşeyran) 50 islam 100 rumun yaşadığı.Çakırkaya (kalur. Kalum) 60 islam 8 rumun yaşadığı bilinmektedır. Ayrıca manastırı ve kılisesi mezarlıkları ile devletin resmi belgeleri kanıtlamaktadır.
Dedelerimiz birinci göçleri buraların güvenlik açısında emniyetli görmeleri boşaltılmış alanlar olması temel etken olmuştur. Ayrıca yaylaların serınlıği ve soğuk suları ormanların bol ve çeşitli olması bir cazibe ve çekim naktası olmuştur. İkinci Göçün savaş sebebi ile içe doğu olmasına rağmen akılları hep burda kalmiştır. Hiç bir zaman bu belde unutulmamiştır. Bu birinci göç sebepleri yukarda anlatıldığı gibi olmakla bereber başka bir idaya görede Şadi aşiretının türklerın ana doluya girmelerınden yapmış oldukları yardımın karşılığı buralara yerleştırılmasıdır. İkinci göçün sebepleri araştırma konusudur. Bu göç gönülümü ekonomik sıkıntımı veya gelip bu beldeyı gördükten sonra burayi daha emniyetli bir yer olarak seçtıklerındemi, Yada buralanın boşaltıldığnındanmı bilinmemekterdir. Ama birinci göçün sebeplerini bilinmektedir. İkinci göçün sebepleride ayni olduğu diyaletik bir mantıp sonucunda ulaşmak mümkün.
Sifona ilk yerleşim Demirciler, Sarılar ve Gediklerdır. Bunlar gulan köyünde akrabalar. Ama önce hangisi geldiği bilinmemektedır fakat Gedikler ve Demircilern önce geldiği
söylenmektedır, daha sonraları Sarılar gelir. Sırt mahledeki komşularımız gine ayni yöreden yanı Gulan köyün yakınındaki başka köyden gelır yerleşirler. Son olarakta kayalar ve çamyurdular dersimin Elağız ve kiği çevresnde gelırler yerleşirler.
Sonuç olarak köyümüzün oluşumu böyle başlar. Kaderde ve kıvaçta birlik sağlanılır birazda ortak özellıkler kendilerini zorlayan, yani ayni baskilar ayni endişeler, ayni sıkıntılar olmuştur.
Ama köyümüzün çoğunluğunu gulaniler oluşu hep gılani olarak anılır ve kalır. Gılaniler Temel ekonomik kayağı hayvancılık,tarımcılıkve ormanların tüketimi olüşturur. Önceleri her tarafı orman olan köyümüzün çevresınde yürümesi mümkün olmayan sıklıktaimiş. yaşlıların anlattığ kadarı ile bunlar birer sözlü belge olarak düşünmeliyiz. Ancak gerek tarım için olanların açılması gerekse kesim yolu ile kömür yapılması ve satılarak kendilerinde olmayan endustriel mamullerı temin etmeye çalışmaları sonucunda tüketılmıştır. Kendilerinder olmay mamulerın ancak dışardan alınması gerekmektedır. Bunlar Gaz,Tuz,Çay,Ayakkabı ve konfeksiyon mamulleridır.vb
Önceler tarım ve hayvancılık yeterli gelir ama nufusun çoğalması ve toprakların dinlenmeye bırakılmaması, çünkü kulanılacak fazla topraklarının olmadığında kaynaklanmaktadır. Diyer taraftan toprakların bölünüp küçülmesi ile başlayan verimsizlik ve en önemlisi ormanların tüketilmesı ile başlayan eroziyonun yaşanması sonucunda sıkıntılar başlar.
1965 yılına gelindiğinde köyümüzün nufusu 900 kişi olur. Bu devlet resmi nüfus sayımı istatistiğidir.
Köyden nüfus yoğunluğu beraberinde sıkıntılarıda getirir. Köyde göç önceleri mevsimlik işçi şeklinde başlar. Bu alarlar maden ocakları, devlet denir yollarına ve kara yollar olur. Daha sonraları temelli çıkişlar köyden başlar ve 1970 ile 1980 gelindiğinde köyün yarısından fazlası artık köyden çıkmiştır. O gün nüfus sayimi 430 kişidir. Ve bu güne geldiğımizde en iyimser tanımla köyümüz bir viraneyi andırmaktadır. 1998 nufus sayımı 74 kışı yaşamaktadır. Acak unutulmaması gereken bir nokta bir belirleme belirtmekte fayda vardır. O şudur kendi tarihini bilmiyen toplumların geleceği olmaz.
Eşek sırtında ve arkasında kömür taşiyen bir toplummun çocukları olarak ve kimliğimize yazılan kömürcüler yakıştırması her ne kadar bu gün varlıklı ve zengin aynı zamanda o kadarda kibirli insanlarımızın varlığı olsada tahrımız tüm insanlarınızın kulağına bir küpe olsun diye bu tahrihi gerçeği yazmakta faydavardır.
Dünümüz bu idi gelelim bu günümüze. Yani kıravatlı, mersidesli ve kat kat apartmanli ve çoğunun yurt dişinde, Almanya, Avustrurya, Fransa, Belçika ve İsviçrede yaşiyarak bu ülkelerin zengin olanaklarlarında yararlanan insanlarımiz, ve bu durumdan gururlu bir okadarda bencil insanlarımız elbette geri dönüp bakmazlar.
Ama tohum gibi serpıştırılmış insanlarımızın yarattığı tahri devam etmaktedir. Derneğimizin kuruluş fikri 1991 Yilinde Avusturyada ölen bir köylümüzün cenezasının kaldırma telaşı ve yardımlaşma temelindeki cenaze masraflarının karşılanması için yapılan para toplama işlemi esnasinde de oradaki insanlarımızdan, bu düşünce doğar. Düşünce şudur bir cenaze kaldırma maliyeti ve zorluğun önemi ortaya çıkar.
Buda bir fonun kurulması fikridir. Gayet masumhane gayet mantıklı ve insancil bir düşcedır Çünkü bu durum herkesin başınadır. Bundan kaçmanın sorumluluğu hem ağır hemde dıştalanmaktır.
Köylülerimizin büyük bir kısmı 12 eylül 1980 Askeri darbeden siyasi ve ekonomik kirzden sonra başlayan mülteci dalgasından yani iltica dalgasından nasibini alırlar. Adeta yurt dişine akınlar başlar. Menfahat dünyası gelenler hepiside ülkede zülüm ve faşist düzende dert yanar ve siyasi hak talebinde bülünur. Dolaysiyle hiç bir güvencesi olmayan yada olmadığını sanan insanlarımız, Bir cenaze maliyeti göz önünde alındığında cenaze kaldırma fikrine çok sıcak bakar ve fonun kuruluş komitesi kurulmasi ile faliyetler hemen başlar.
Hani derlerya aklın yolu birdir temamen toplumsal temamen geleceğimize ve insanlarımızın toparlanmasına doğru bir rotada şekıllendırmek için çeşitli, tartışmalar itişmeler kapişmalar bir birini anlamaktan zorluklar çeken insan tiplerimize rağmen bu güne gelindi.
Yaşadığımız toplumsal süreçte insanların kendısı ve çevresınde giderek yabancılaştığı yok omak ile var olmak surecınde toplumumuz yeniden ayağa kalkmıştır.Dağılan ve giderek yok olan bir toplum olmadan yeniden toporlanan ve çevresinede örnek olmaya devam etti. Devam edecektırde bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır.
Geçen bu süre zarfında toplumumuz bir demokrasi sınavını vererek emekliye emekliye bu günlere geldi.
Derneğimiz kültürel, örgütsel ve sosyal olarak kazanımı sifon toplumuna ve toplum olma bilinci içindeki insanlarımıza kazanımıdır. Ayrıca bilinçli duyarlı insanlarımızın değeridir ve köyümüzün değeridir. Kendisine güveni olan önü açık ne istediğini bilinmesi konusunda bir az kafalar bulanık olsada belli olan köy insanlarımiz artık geri dönüşü olmayen bir yolda ilerlemekte oluşudur.
Artıkbir kurum sıfatına bir kurum yaşatma ve sahiplenme bilinci içindedir. Artık insanlarımız seçme seçilme iradesini göstererek bu demokrasi okulunda anlının akı ile çıkmiştır.
Köyümüzün bu genç kuşakla hareket edilmeli ve korkmamak lazim. İsviçre derneğimiz her yönü ile hem avrupada yaşayan sifonlar hemde diğer insanlarımıza örnektır. Örnek olmaya davam edecektır.
Bu güne kadar 13 Genel kurul yapmiş 3 gençlik kampı 1 Büyükler kampı sayisiz piknik ve iki tan gece yapmiştır. Bu sosyal içerikli etkınlikler toplumumuzu kaynaşmasını sağlamıştır. Ayrıca Kurumumuz bulunduğumuz ülkede yasal zeminde kendisini ifade etme becerisini göstermiştır. Bu gün 90 dan fazla aileyi bağrında toparlamış ve 100 tane üye sahıptır.
Bazı olumsuzluklara rağmen durum olumlu ve kendisini bilen her sifonlu için de gurur kaynağı olmaya davam ediyor.

K. Demirci 2005 Bellinzona


Kurulum Tarihi : 11/10/2008 @ 23:40
Son Güncelleme : 14/04/2012 @ 00:56
Kategori : Köy Tarihi
Sayfa Oku 6268 defa


Sayfayı Yazdır Sayfayı Yazdır     Sayfayı Yazdır Sayfayı Yazdır


react.gifBu Makaleye Verilen Cevaplar


Cevap #1 

yapımcı: Alisan 28/03/2009 @ 00:24

Köyümüz tarih'ine ve son yerleşmiş oldukları yedıbölük'e yerleşim nedenlerini halen tam olarak anlamış değiliz.Yani bu yönlü bir uğraşımız ve ilgili makamlara bir müraacatımız da olmadı.
Yukarıda sivastan  geliş nedenine ilişkin açıklamayı bir varsayım olarak değerlendiriyoruz. Kürt oldukları veya alevi olduklarından ötürü, bir sürgün hadisesi olsaydı, dedelerimizim, geldikleri köyünden kimseler bırakılmaz, top yökün bir naklihane durumu sözkonusu olabirdi. Ancan yaşlılarımızdan öğrendiğimize göre, geride akrabaları kalmış aynı yaşadıkları topraklarda.
Kürtlükerinden dolayı da, böyle bir kanıyı doğrulayacak verilere sahip değiliz.
Zaten Alevilik ve, bektaşilik hadisesi ve Anadoluda, halk arasında ve devlet katında, ilk olarak, 1877 li ve az öncesine tekabul eden bir zaman dilimini kapsamaktadır.

Yavuz S. Selim dönemi daha çok eskilere dayandığından dolayı, bizim sivastan geliş nedeni olarak düşünülemez diye düşünüyorum.
Keza, Osmanlı nufus politikasında, yerleşim alanlarındaki yerleşik, hanelerin kimler tarafından ikamet edildikleri bu gün, dahi net olarak görülmektedir.

Yöremizden ve komşu illerin, bazılarına ulaşıp belli başlı eski yerleşim alanlarının, 1516 /  1530  / ve 1591 /  yıllarına ait, kayıtlı haneler şöyle açıklanmaktadır: 5 hane ehli örf müslüman, 3 hane mucerrit hıristiyan,... tarihinde; 6 hane ehli örf müsl,üman olup, diğer 1 hane mucerrit, 5 neferden ibarettir vs rakamlı ya da etnik dini kökenlerine de vurgu yapılarak, tahkikatlar ve çeşitli araştırmaların yapılması dikkat çekicidir.
Yine enteresan bir uygulama göze çarpıyor: Osmanlıda, sokak çocuklarından devşirme kimsesiz çocuklar toplanıp, sağlıklı bir şekilde büyümesi ve eğitimini yapması için, varlıklı ve kültürlü ailelere evlatlık ya da, direkt devlet okullarından yetiştirilerek, padişahlık hariç diğer bütün önemli mevkilere kadar yükseldiklerini görüyoruz. bu kaynaklar zaten Kürt kaynaklarından da görülmektedir.

Fakat, bu belirttiklerimin, bizim gibi kürt Alevi lerle ne alakası var diye sorarsanız, Bizim bildiklerimizin veya birilerinin söylemleri dışında daha farklı boyutlarda sebeplerin ve, nedenlerin olabileceğini düşünüyorum.
 Bizim bu günkü statümüz, Alevi bektaşi vs gibi argümanların, yukarıda belirttiğim tarih'lerde esamesi dahi okunmamaktadır.
 Kızılbaşlar, şakiler, ( eşkıyalar) dağadamları olarak bilinmektedir.
İslamlık la bir alakamızın olmadığı gibi, hırıstiyanlıkla da bağdaştırılmadığımız ortadadır. Bu nedenle, bazı Şeyh''ül İslamların vaazlarından anlaşıldığına göre, bir kızılbaşın Müslüman olması için önce, hırıstiyan olması gerekiyormuş diye hutbeler de okunuyormuş.
Karadeniz yöresindeki birçok etnik ve dinsel köklerin bazıları, birer osmanlı fermanıyla müslüman oldukları yöre halkı tarafından da dile getirilmektedir.
Sonuç olarak bu tarihimizle ilgili, sevgili köylülerimizden daha duyarlı olmalarını bekliyoruz. düşüncelerinizi bizimle paylaşırsanız, daha sağlıklı bilgilere kavuşmuş olur.
Son Osmanlının yıkılış tarihine yakın zamanlarda, bazı önemli atılımlar uygulanmaya çalışılmışsa da başarılı olunamamışlar. Birinci ve ikinci, meşrutiyetlerin içeriği bir demokrasi ve değişik yönleriyle reformlar anlamına geliyor. Alevilik ve bektaşiliğin devlet ağzıyla en son bu tarihlerde telafuz edildiğini dikkate aldığımızı söylersek; Bu gün Alevi kesiminin, Türk'ü ve Kürt'üyle neden bu kadar laikliği benimsediklerini anlıyoruz.
 Birinci ve  ikinci meşrutiyetin birer fiyaskoyla sonuçlanmaları dahi Alevilerin umudunu tüketmemiştir.
Osmanlı devlet yapısının yıklmasıyla da, Cumhurriyetin kanatlarının altına sığınmalrı hiç de yadırganacak bir politika değildir, aleviler için.

Bu gün bir oy için, y


Gımgımın Adı , Halkı ve Bazı Köy Adlarının Tarihi Kaynakları

PİR SULTAN ABDAL
ÜYE GİRİŞİ

Tekrar Giriş Yap
---

Kullanıcı Adı:

Gizli Kodunuz (Şifrenizdir - Kimliğinizle Bağlantılı- Unutmayınız)


 Üye Sayısı 125 üye


Bağlı Kullanıcılar

( Hiçkimse )
ANKET
Sitemizi Nasıl Buldunuz.
 
Iyi
Daha iyi olabilir
Normal
Olumsuz
Sonuçlar
SPONSOR
GÜNCEL HABER

RSS GÜNCEL HABER
^ Top ^