Paşa Dede
![]() Alevicanlar Radyosu Yedibölük Köyü
Dernek
Sayaç
Takvim
Gazete
Info
|
Duyuru Yedibölük köyü yöetim kurulunun aldığı karar neticesince 17 Temmuz 2009 günü yapılacak olan köy gezisi bilet fiyatları belli olmuştur.Buna göre bir kişi bilet ücreti 200 TL olarak belirlenmiştir.Bu fiyata yol ücreti ( gidiş-dönüş) ve gezi süresince sabah-öğle-akşam olmak üzere üç öğün yemek dahildir. Bunun haricindeki harcamalar fiyata dahil değildir.Biletlerini şimdiden almak isteyen köylülerimize 2 taksitle ödeme imkanı sağlancaktır.Biletlerinizi aşağıdaki kişi ve adreslerden temin edebilirsiniz.Biletler sınırlı sayıda olup geziye katılmak isteyen siz değerli köylülerimizin biletlerini bir an önce almaları rica olunur. Yedibölük Köyü Yard. ve Day. Derneği Gençlik Komisyonunun düzenleyeceği Köy Kampının tarihi belli olmuştur. 17 Temmuz cuma günü gidiş için Yedibölük Köyü Derneği Önünde Saat:19.00 da hareket edilecek olup dönüş 24 Temmuz cuma günü başlayacaktır. Köy gezisi 25 Temmuzda köy derneğinin önünde son bulacaktır. Köy gezisine katılmak isteyen köylülerimiz için ön talep alınmaya başlanacaktır. 1 Nisan 2009 Çarşamba gününe kadar köy derneği yönetimine veya gençlik komisyonu başkanı Murat Çamyurdu ’ ya bildirebilirsiniz. Müracat edebileceğiniz birimler aşağıdadır; Şahverdi Sarı : 0535 778 61 24 İrtibat Tel (Dernek) : 0216 306 03 37 Murat Çamyurdu : 0530 520 45 90 E-MAİL: yediboluk.admin@gmail.com 2 Temmuz Sivas Katliami Basın Bildirisi - yapımcı: Volkan 01/07/2009 @ 20:07
UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ !
Zaten bir avuç ışık, bir avuç aydınlıktan başka nedir ki muradımız. 400 yıl öteden seslenir Pir Sultan Dedemiz.“Bozuk Düzende Sağlam Çark Olunmaz“ diye. Nice yüzyıllar, nice binyıllar uç uca eklenir de emekten, haktan, halktan ve de kardeşlikten yana bir türkü olur, dolaşır Sivas elinde köşe bucak dilimizde. Bir resim olur bin renge boyarız 2 Temmuz’ un alaca karanlığında. Bir acı gurbet şiiri olur, Madımağın dumanından, isinden evvel yükselir göğe. İllede semah döner bizimkiler Gökyüzünden topladıkları umut tohumlarını avuç avuç yeryüzüne, acuç avuç deniz yüzüne ekerler. Ekim zamanında tohum hasat zamanında başak olurlar yeniden düşerler toprağa. Tarihi anlatırken; yalnızca ezenlerin tarihini anlatanların unutturmak istediği bir şey vardır elbet. O da direncin tarihidir. İsterler ki hafızalarımıza yabancı kalsın direnç türküleri, anılarımızda olmasın ve hiç yaşanmamış sayalım onları. Ve isterlerki bilmesin yeni kuşaklar, zincir kırılsın, halkalar birbirinden kopsun ve bir bilinmez olsun yaşanılanlar. Oysa ki tarih hükmünü hep haklıdan yana vermiştir, yeter ki haklı olanlar hakları için direnç göstermeyi ve bedel ödemeyi bilsinler. Yeter ki inatla gidip gerçeğin kapısını çalsınlar. Yeter ki herkesin sustuğu bir yerde konuşmayı görev saysınlar. Bizim açımızdan 2 Temmuz Sivas Katliamının ne faailleri meçhuldur ne de planlanıp uygulamaya konulduğu yerler. Ne de devletin şefkatli kollarında büyütütüp şimdi de korunan katillerin beslendiği kaynaklar. Susmadık 16 yıldır ve susmayacağız da sesimizi en sağır kulaklar duyana kadar haykıracağız. Sivası unutmadık, unutturmayacağız. Ve bu kez Hakkın divanında ertelemeyeceğiz davamızı. Bu davayı kazanıp “Büyük Insanlığa“ hediye edeceğiz. Gönlünüz rahat olsun Sivas şehitleri, siz ki Baba İlyasların, Baba İshakların, Kalender Çelebilerin, Şeyh Bedrettinlerin, Pir Sultanların ve daha nice nice yiğitlerin yoldaşları ve torunlarısınız elbbet ki yolumuz ışığa varacaktır ve elbette ki yolumuzu aydınlatan sizler olacaksınız. Sivas Kaliamını acı ve öfke ile lanetlerken, siz şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliriz... İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu
UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ !
Zaten bir avuç ışık, bir avuç aydınlıktan başka nedir ki muradımız. 400 yıl öteden seslenir Pir Sultan Dedemiz.“Bozuk Düzende Sağlam Çark Olunmaz“ diye. Nice yüzyıllar, nice binyıllar uç uca eklenir de emekten, haktan, halktan ve de kardeşlikten yana bir türkü olur, dolaşır Sivas elinde köşe bucak dilimizde. Bir resim olur bin renge boyarız 2 Temmuz’ un alaca karanlığında. Bir acı gurbet şiiri olur, Madımağın dumanından, isinden evvel yükselir göğe. İllede semah döner bizimkiler Gökyüzünden topladıkları umut tohumlarını avuç avuç yeryüzüne, acuç avuç deniz yüzüne ekerler. Ekim zamanında tohum hasat zamanında başak olurlar yeniden düşerler toprağa. Tarihi anlatırken; yalnızca ezenlerin tarihini anlatanların unutturmak istediği bir şey vardır elbet. O da direncin tarihidir. İsterler ki hafızalarımıza yabancı kalsın direnç türküleri, anılarımızda olmasın ve hiç yaşanmamış sayalım onları. Ve isterlerki bilmesin yeni kuşaklar, zincir kırılsın, halkalar birbirinden kopsun ve bir bilinmez olsun yaşanılanlar. Oysa ki tarih hükmünü hep haklıdan yana vermiştir, yeter ki haklı olanlar hakları için direnç göstermeyi ve bedel ödemeyi bilsinler. Yeter ki inatla gidip gerçeğin kapısını çalsınlar. Yeter ki herkesin sustuğu bir yerde konuşmayı görev saysınlar. Bizim açımızdan 2 Temmuz Sivas Katliamının ne faailleri meçhuldur ne de planlanıp uygulamaya konulduğu yerler. Ne de devletin şefkatli kollarında büyütütüp şimdi de korunan katillerin beslendiği kaynaklar. Susmadık 16 yıldır ve susmayacağız da sesimizi en sağır kulaklar duyana kadar haykıracağız. Sivası unutmadık, unutturmayacağız. Ve bu kez Hakkın divanında ertelemeyeceğiz davamızı. Bu davayı kazanıp “Büyük Insanlığa“ hediye edeceğiz. Gönlünüz rahat olsun Sivas şehitleri, siz ki Baba İlyasların, Baba İshakların, Kalender Çelebilerin, Şeyh Bedrettinlerin, Pir Sultanların ve daha nice nice yiğitlerin yoldaşları ve torunlarısınız elbbet ki yolumuz ışığa varacaktır ve elbette ki yolumuzu aydınlatan sizler olacaksınız. Sivas Kaliamını acı ve öfke ile lanetlerken, siz şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliriz... İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu
""UNESCO: TÜRKİYE' DE 15 DİL TEHLİKEDE ! - yapımcı: Alisan 21/05/2009 @ 21:34
""UNESCO: TÜRKİYE' DE 15 DİL TEHLİKEDE !
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) 21 Şubat Dünya Anadili günü öncesinde yayımladığı "Tehlike Altındaki Diller Atlası"na göre, Türkiye’de 15 dil tehlike altında. 30’dan fazla dilbilimcinin çalışmalarıyla ortaya çıkan atlasa göre bu dillerin dağılımı şöyle. Son derece tehlikede olan diller: Hertevin. Ethnologue.com’a göre Siirt kökenli, Kuzeydoğu Arami dilerinden olmasına karşın diğerlerinden oldukça farklı bu dili 1999’da bin kişi konuşuyordu. Ciddi anlamda tehlikede olanlar: Gagavuzca, Türkiyeli Yahudilerin konuştuğu Ladino ve Süryanice. Kesinlikle tehlikede olanlar: Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Çingene dilleri (Atlasta yalnızca Romani bulunuyor), Süryanice’ye benzeyen Suret (atlasa göre Türkiye’de konuşan kalmadı; konuşanların çoğu göçle başka ülkelere gitti) ve Ermenice. Güvensiz durumda olanlar: Abhazca, Adige, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaki (Zazaca). KAYBOLUP GİDEN ÜÇ DİL Atlasa göre Türkiye’deki üç dil kayboldu. Kapadokya Yunancası, dünyada da son derece tehlike altında. Diyarbakır Lice’deki Kamışlı köyünde konuşulan Mlahso da kayboldu. Suriye’ye göçen köylülerden İbrahim Hanna’nın 1995’te ölümüyle bu dil de öldü. Ubıhça da Tevfik Esenç’in 1992’de ölmesiyle kayboldu. TEHLİKE FAKTÖRLERİ UNESCO bir dilin ne derece tehlike altında olduğunu sınıflandırmak için dokuz ölçüt kullanıyor: * Dilin kuşaktan kuşağa aktarılması * Dili konuşan kişi sayısı * Dili konuşanların toplam nüfusa oranı * Dilin kullanım alanlarında değişiklikler * Yeni alanlara ve ortamlara dilin tepkisi * Dilin öğrenilmesi, o dilde okuma yazma öğrenilmesi için gerekli materyallerin varlığı * Devletlerin ve kurumların tutum ve politikaları, buna dilin resmi durumu ve kullanımı da dahil * Toplumun bireylerinin kendi dillerine yönelik tutumu * Dille ilgili varolan belgelerin miktarı ve niteliği. TÜRKİYE’DE DİL KORUMA PROGRAMI YOK UNESCO, birçok ülkede tehlike altındaki diller için koruma programları yürütüyor. Örgüt kültür, eğitim, iletişim ve bilgi ve bilim alanlarında dillerin güçlendirilmesi için çalışıyor. Ancak Türkiye’de yürüttüğü bir dil koruma programı yok. BİR DİL NASIL KORUNABİLİR? UNESCO kılavuzunda bu sorunun yanıtı şöyle: "Bir dili yok olmaktan koruyabilmek için yapılabilecek en önemli şey insanların o dili konuşabilmesi ve çocuklarına öğretebilmesi için uygun koşulları yaratmaktır. Bu genellikle, azınlık dillerini tanıyan ve koruyan ulusal politikaların, anadili eğitimini destekleyen eğitim sistemlerinin, o dili konuşan toplulukla dilbilimciler arasında bir yazı sistemi ve biçimsel yapı kazandırmak için yaratıcı bir işbirliğinin varolmasını gerektirir. "En belirleyici etken dili konuşan topluluğun dile yönelik tutumu olduğundan, çok dilliliği ve azınlık dillerine saygıyı yüreklendiren, bir dili konuşmanın ödev değil, zenginlik olduğunu hissettiren toplumsal ve siyasi bir ortam oluşturmak esastır. "Bugün bazı diller çok az konuşanı kaldığı için sürdürülemez durumda, ama dilbilimciler, dili konuşan toplum da bunu isterse, hiçbir iz bırakmadan kaybolmasın diye dili olabildiğince kayda geçirebiliyorlar.""""
""UNESCO: TÜRKİYE' DE 15 DİL TEHLİKEDE !
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) 21 Şubat Dünya Anadili günü öncesinde yayımladığı "Tehlike Altındaki Diller Atlası"na göre, Türkiye’de 15 dil tehlike altında. 30’dan fazla dilbilimcinin çalışmalarıyla ortaya çıkan atlasa göre bu dillerin dağılımı şöyle. Son derece tehlikede olan diller: Hertevin. Ethnologue.com’a göre Siirt kökenli, Kuzeydoğu Arami dilerinden olmasına karşın diğerlerinden oldukça farklı bu dili 1999’da bin kişi konuşuyordu. Ciddi anlamda tehlikede olanlar: Gagavuzca, Türkiyeli Yahudilerin konuştuğu Ladino ve Süryanice. Kesinlikle tehlikede olanlar: Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Çingene dilleri (Atlasta yalnızca Romani bulunuyor), Süryanice’ye benzeyen Suret (atlasa göre Türkiye’de konuşan kalmadı; konuşanların çoğu göçle başka ülkelere gitti) ve Ermenice. Güvensiz durumda olanlar: Abhazca, Adige, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaki (Zazaca). KAYBOLUP GİDEN ÜÇ DİL Atlasa göre Türkiye’deki üç dil kayboldu. Kapadokya Yunancası, dünyada da son derece tehlike altında. Diyarbakır Lice’deki Kamışlı köyünde konuşulan Mlahso da kayboldu. Suriye’ye göçen köylülerden İbrahim Hanna’nın 1995’te ölümüyle bu dil de öldü. Ubıhça da Tevfik Esenç’in 1992’de ölmesiyle kayboldu. TEHLİKE FAKTÖRLERİ UNESCO bir dilin ne derece tehlike altında olduğunu sınıflandırmak için dokuz ölçüt kullanıyor: * Dilin kuşaktan kuşağa aktarılması * Dili konuşan kişi sayısı * Dili konuşanların toplam nüfusa oranı * Dilin kullanım alanlarında değişiklikler * Yeni alanlara ve ortamlara dilin tepkisi * Dilin öğrenilmesi, o dilde okuma yazma öğrenilmesi için gerekli materyallerin varlığı * Devletlerin ve kurumların tutum ve politikaları, buna dilin resmi durumu ve kullanımı da dahil * Toplumun bireylerinin kendi dillerine yönelik tutumu * Dille ilgili varolan belgelerin miktarı ve niteliği. TÜRKİYE’DE DİL KORUMA PROGRAMI YOK UNESCO, birçok ülkede tehlike altındaki diller için koruma programları yürütüyor. Örgüt kültür, eğitim, iletişim ve bilgi ve bilim alanlarında dillerin güçlendirilmesi için çalışıyor. Ancak Türkiye’de yürüttüğü bir dil koruma programı yok. BİR DİL NASIL KORUNABİLİR? UNESCO kılavuzunda bu sorunun yanıtı şöyle: "Bir dili yok olmaktan koruyabilmek için yapılabilecek en önemli şey insanların o dili konuşabilmesi ve çocuklarına öğretebilmesi için uygun koşulları yaratmaktır. Bu genellikle, azınlık dillerini tanıyan ve koruyan ulusal politikaların, anadili eğitimini destekleyen eğitim sistemlerinin, o dili konuşan toplulukla dilbilimciler arasında bir yazı sistemi ve biçimsel yapı kazandırmak için yaratıcı bir işbirliğinin varolmasını gerektirir. "En belirleyici etken dili konuşan topluluğun dile yönelik tutumu olduğundan, çok dilliliği ve azınlık dillerine saygıyı yüreklendiren, bir dili konuşmanın ödev değil, zenginlik olduğunu hissettiren toplumsal ve siyasi bir ortam oluşturmak esastır. "Bugün bazı diller çok az konuşanı kaldığı için sürdürülemez durumda, ama dilbilimciler, dili konuşan toplum da bunu isterse, hiçbir iz bırakmadan kaybolmasın diye dili olabildiğince kayda geçirebiliyorlar.""""
Yol TV"deki ses yarimaşi - yapımcı: onder 26/04/2009 @ 23:10
Sevgili yediboluk dostalarimiz gün kizmak ayri olmak dönemi değil, berber üretemek, berber paylaşmanin zaman. Bu almada berber olmak umudiyle kirginlikliklara yer yok tüm dostlarimizla beraber olmak umdiyle;
Sizleri aramizda görmek istiyoruz ses yaşmasına katılan Yüksel KAYA kardeşimizi destemek umuduyla duralılığınızı için şimden teskür edyorum . ALİ SARI
Sevgili yediboluk dostalarimiz gün kizmak ayri olmak dönemi değil, berber üretemek, berber paylaşmanin zaman. Bu almada berber olmak umudiyle kirginlikliklara yer yok tüm dostlarimizla beraber olmak umdiyle;
Sizleri aramizda görmek istiyoruz ses yaşmasına katılan Yüksel KAYA kardeşimizi destemek umuduyla duralılığınızı için şimden teskür edyorum . ALİ SARI
Yaşasin 1 Mayis - yapımcı: Volkan 26/04/2009 @ 14:14 ŞANLI 1 MAYIS’I ŞİMDİ DAHA ÇOK YAŞATMAK; krizin bedelini burjuvaziye ödetmek için sınıfsal ve uluslararası eylem çağrısıdır! 1 Mayıs kutlamalarına emperyalist sistemin mali ve iktisadi krizlerinin derinleştiği koşullarında giriyoruz… Mali ve iktisadi depresyon sonrası derin bir uluslararası resesyon devresel bir döngü olarak yeniden gündemdedir… Bu krizle birlikte açığa çıkmıştır ki; uluslararası tekelci kapitalizmin toplumsal sömürü temeli üzerinden mali sermayeye yaslanarak kurduğu emperyal saltanat; çürümüş ve kokuşmuş bir sistemdir. 1975 sonrası vahşet düzeyde bir sömürü, dehşet boyutlarda bir soygun ve zulüm seviyesinde bir talan üzerine inşa edilen neo-liberalist doktrin de iflas etmiş bulunmaktadır. Bu soygun düzeninde başat rol oynayan tefeci-tekelci sermaye, dizginsiz spekülasyonlar üzerine inşa ettiği kar maksimizasyonu politikalarıyla toplumsal bütün dokuları adeta dinamitlenmektedir. Kapitalizmin barbarlığı bir kez daha tescil edilmiştir. Bujuva ve gerici egemen güçler krizlerini atlatmak için yine dünya çapında işçi ve emekçi ücretlerine, köylülerin gelirlerine, halkın yarattığı kamu kaynaklarına, kısacası bütün toplumsal değerlere yönelerek kolektif birikimleri yeniden talan etme peşindedirler. Lokal ve bölgesel haksız savaşlar, yeni biçimler altında faşizm dalgası, yaygınlaşan bir ırkçılık ve daha fazla gerici ve baskıcı rejimler tesis etme eğilimi, sosyal ve siyasal hakların demontaj edilmesi burjuva sınıfların ve devletlerin yükselen tercihleri olarak daha çok gündemleşmektedir. Bütün bunlara rağmen, söylenebilinir ki; uluslararası tekelci kapitalizmin geleceğinde ‘tehlike çanları’ çalmaktadır. Krizlerin derinleşen politik etkileriyle birlikte, bölgesel ve lokal savaşlar üzerinden sürdürülen emperyalist hegemonya dalaşı, agresif ve saldırgan boyutlar kazanmaktadır. Uluslararası mal-meta-sermaye-kredi-borsa-hizmet-enerji-bilgi ve gıda piyaslarında tekeller ve devletler arası ölümcül bir rekabet kızışanmaktadır. Bu durum, metropol emperyalist ülkelerdeki iç ve dış çelişkileri de kızıştırmaktadır. Ayrıca emperyalizm ile ezilen dünya halkları arasındaki çelişkiler de giderek boyutlanmaktadır. Burjuva devletler olası toplumsal isyanları büyümeden boğmak adına devlet terörünü meşrulaştıran ’sert önlemler’ almak için sanki yarışmaktadırlar. Şimdi önemli olan sınıf hareketlerinin, örgütlerinin ve müttefiklerinin kapitalizmin kaçınılmaz politik krizleri karşısında neler yapacağı ve nasıl hareket edeceği meselesidir. Her kriz, hem burjuvazi hem de işçi sınıfı açısından, ‘tehdit ve fırsat’ demektir. ‘İşçilerin enternasyonal birliği ve halkların kardeşliği’ ilkesine bağlı kalınarak tehditler politik fırsatlara, olasılıklar toplumsal isyanlara evrilebilecektir. İşçi sınıfı, krizin yol açtığı kitlesel işsizlik tehditi üzerinden, 2. paylaşım savaşı öncesinde de hızla inşa edildiği gibi; faşizm, ırkçılık ve milliyetçilik tehlikesine karşı daha çok uyanık olmalıdır. Daha düne kadar ‘işçi sınıfına elveda’ların çokça dillendirildiği koşullarda, krizle birlikte işçi sınıfının büyük önderi Karl Marx’a, işçi sınıfına ve sosyalizme ’yeniden merhaba’ denilmesi de göstermektedir ki; kapitalist barbarlığa karşı, sınıfsız bir toplum yaratma mücadelesi durağı olan sosyalizmin tek ve gerçek alternatif olduğu daha iyi anlaşılmaktrdır. Emperyalizm; asalaklaşmış, çürümüş, paraziterleşmiş ve kangren olmuş halidir kapitalizmin. Bu sistemin tefeci karekterinin yol açtığı yaygın sömürü ve şişirilen spekülatif- soyguncu sermaye sayesinde ortaya çıkan aşırı birikim, küresel çaptaki sefaletin temel nedenidir . Emperyal hükümranlık, insanlığa haksız ve meşru olmayan savaşlara, toplumsal sefalet ve felaketlere, yaygınlaşan açlık ve sosyal güvencesizlik dayatmaktadır. 2008 krizi şimdiye kadar yaklaşık 60 Trilyon Dolar üzerine bir meblağı değersizleştirmiş bulunmaktadır. Bu açığı kapatmak için trilyonlarca para, ‘kamu kasaları boş’ iddiasına rağmen, burjva hükümetler tarafından bankaları, tekelleri, büyük şirketleri ve dolayısıyla ‘çöküşün eşiğindeki’ burjuva düzeni kurtarmaya akıtılmaktdır. 2008′in ikinci yarısından beri çok ciddi bir ideolojik inandırıcılık yitimide yaşamaktadır kapitalizm. ‘Küreşelleşme’ balonu patlamış ve bu iddia tarumar olmuştur. Ekonomik milliyetçilik, proteksiyonizm yeniden moda olmuştur birden. Bu durumda pekala söylenebilinirki; dünyamız yeni sınıf kavgalarına, devrimci atılım ve isyanlara, uluslararası toplumsal itirazlara gebedir: Dünya çapında emek sermaye çelişkisi, emperyalizm ve halklar arası çelişki ve yine emperyalizme özgün iç çelişkiler derinleşmektedir. Buna paralel olarak, uluslararası anti-emperyalist, anti-faşist, anti-feodal ve anti-ırkçı mücadeleler de gelişecektir. Yunanistan proleteryası ve halkın direnişi, Fransa proletaryası ve halkın dayanışması, İtalyan proletaryası ve halkın yükselen itirazları, Asya-Afrika ve Latin Amerika’daki toplumsal isyan istikametli devinimler ve devrimci başkaldırılar, Türkiye-T.Kürdistanı, Afganistan, Filistin ve Irak’taki halk direnişleri tüm dünya için ilham kaynağıdır. İşçi sınıfı ve hakların umudu her yerde büyümektedir. Umudumuz sömürüsüz ve talansız, baskısız ve şiddetsiz, savaşsız ve işgalsiz bir dünya yaratma mücadelesinin kazanımları üzerine kurgulu olmalıdır. Umudumuz mücadele edenlerin er geç kazanacağı ve muvaffak olacağı bilincinden beslenmelidir. Umudumuz gerçek sosyal adaleti tesis edecek olan sosyalizmden yana olmalıdır! Çünkü; kapitalizm, özelliklede emperyalist kapitalizm; haksızlıklar ve adaletsizlikler üstüne kurulu iktisat ve devlet sistemi yine kendi mezar kazıcılarını da, kazma aletlerini de yaratmaktadır. Bilinmelidir ki; yeterince sınıfsal bedel ödendi, ve artık sınıfsal bedel ödetilecek! Dünya işçi sınıfının ve emekçilerin Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü olan Şanlı 1 Mayıs kutlu ve umutlu olsun! Yaşasın şanlı ve kızıl 1 Mayıs! Yaşasın işçilerin enternasyonal birliği, dayanışması, mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm, faşizm, ırkçılık ve her türden gericilik! Atik 1 Mayıs 2009 Bildirisi AHM-ATİK Haber Merkezi ŞANLI 1 MAYIS’I ŞİMDİ DAHA ÇOK YAŞATMAK; krizin bedelini burjuvaziye ödetmek için sınıfsal ve uluslararası eylem çağrısıdır! 1 Mayıs kutlamalarına emperyalist sistemin mali ve iktisadi krizlerinin derinleştiği koşullarında giriyoruz… Mali ve iktisadi depresyon sonrası derin bir uluslararası resesyon devresel bir döngü olarak yeniden gündemdedir… Bu krizle birlikte açığa çıkmıştır ki; uluslararası tekelci kapitalizmin toplumsal sömürü temeli üzerinden mali sermayeye yaslanarak kurduğu emperyal saltanat; çürümüş ve kokuşmuş bir sistemdir. 1975 sonrası vahşet düzeyde bir sömürü, dehşet boyutlarda bir soygun ve zulüm seviyesinde bir talan üzerine inşa edilen neo-liberalist doktrin de iflas etmiş bulunmaktadır. Bu soygun düzeninde başat rol oynayan tefeci-tekelci sermaye, dizginsiz spekülasyonlar üzerine inşa ettiği kar maksimizasyonu politikalarıyla toplumsal bütün dokuları adeta dinamitlenmektedir. Kapitalizmin barbarlığı bir kez daha tescil edilmiştir. Bujuva ve gerici egemen güçler krizlerini atlatmak için yine dünya çapında işçi ve emekçi ücretlerine, köylülerin gelirlerine, halkın yarattığı kamu kaynaklarına, kısacası bütün toplumsal değerlere yönelerek kolektif birikimleri yeniden talan etme peşindedirler. Lokal ve bölgesel haksız savaşlar, yeni biçimler altında faşizm dalgası, yaygınlaşan bir ırkçılık ve daha fazla gerici ve baskıcı rejimler tesis etme eğilimi, sosyal ve siyasal hakların demontaj edilmesi burjuva sınıfların ve devletlerin yükselen tercihleri olarak daha çok gündemleşmektedir. Bütün bunlara rağmen, söylenebilinir ki; uluslararası tekelci kapitalizmin geleceğinde ‘tehlike çanları’ çalmaktadır. Krizlerin derinleşen politik etkileriyle birlikte, bölgesel ve lokal savaşlar üzerinden sürdürülen emperyalist hegemonya dalaşı, agresif ve saldırgan boyutlar kazanmaktadır. Uluslararası mal-meta-sermaye-kredi-borsa-hizmet-enerji-bilgi ve gıda piyaslarında tekeller ve devletler arası ölümcül bir rekabet kızışanmaktadır. Bu durum, metropol emperyalist ülkelerdeki iç ve dış çelişkileri de kızıştırmaktadır. Ayrıca emperyalizm ile ezilen dünya halkları arasındaki çelişkiler de giderek boyutlanmaktadır. Burjuva devletler olası toplumsal isyanları büyümeden boğmak adına devlet terörünü meşrulaştıran ’sert önlemler’ almak için sanki yarışmaktadırlar. Şimdi önemli olan sınıf hareketlerinin, örgütlerinin ve müttefiklerinin kapitalizmin kaçınılmaz politik krizleri karşısında neler yapacağı ve nasıl hareket edeceği meselesidir. Her kriz, hem burjuvazi hem de işçi sınıfı açısından, ‘tehdit ve fırsat’ demektir. ‘İşçilerin enternasyonal birliği ve halkların kardeşliği’ ilkesine bağlı kalınarak tehditler politik fırsatlara, olasılıklar toplumsal isyanlara evrilebilecektir. İşçi sınıfı, krizin yol açtığı kitlesel işsizlik tehditi üzerinden, 2. paylaşım savaşı öncesinde de hızla inşa edildiği gibi; faşizm, ırkçılık ve milliyetçilik tehlikesine karşı daha çok uyanık olmalıdır. Daha düne kadar ‘işçi sınıfına elveda’ların çokça dillendirildiği koşullarda, krizle birlikte işçi sınıfının büyük önderi Karl Marx’a, işçi sınıfına ve sosyalizme ’yeniden merhaba’ denilmesi de göstermektedir ki; kapitalist barbarlığa karşı, sınıfsız bir toplum yaratma mücadelesi durağı olan sosyalizmin tek ve gerçek alternatif olduğu daha iyi anlaşılmaktrdır. Emperyalizm; asalaklaşmış, çürümüş, paraziterleşmiş ve kangren olmuş halidir kapitalizmin. Bu sistemin tefeci karekterinin yol açtığı yaygın sömürü ve şişirilen spekülatif- soyguncu sermaye sayesinde ortaya çıkan aşırı birikim, küresel çaptaki sefaletin temel nedenidir . Emperyal hükümranlık, insanlığa haksız ve meşru olmayan savaşlara, toplumsal sefalet ve felaketlere, yaygınlaşan açlık ve sosyal güvencesizlik dayatmaktadır. 2008 krizi şimdiye kadar yaklaşık 60 Trilyon Dolar üzerine bir meblağı değersizleştirmiş bulunmaktadır. Bu açığı kapatmak için trilyonlarca para, ‘kamu kasaları boş’ iddiasına rağmen, burjva hükümetler tarafından bankaları, tekelleri, büyük şirketleri ve dolayısıyla ‘çöküşün eşiğindeki’ burjuva düzeni kurtarmaya akıtılmaktdır. 2008′in ikinci yarısından beri çok ciddi bir ideolojik inandırıcılık yitimide yaşamaktadır kapitalizm. ‘Küreşelleşme’ balonu patlamış ve bu iddia tarumar olmuştur. Ekonomik milliyetçilik, proteksiyonizm yeniden moda olmuştur birden. Bu durumda pekala söylenebilinirki; dünyamız yeni sınıf kavgalarına, devrimci atılım ve isyanlara, uluslararası toplumsal itirazlara gebedir: Dünya çapında emek sermaye çelişkisi, emperyalizm ve halklar arası çelişki ve yine emperyalizme özgün iç çelişkiler derinleşmektedir. Buna paralel olarak, uluslararası anti-emperyalist, anti-faşist, anti-feodal ve anti-ırkçı mücadeleler de gelişecektir. Yunanistan proleteryası ve halkın direnişi, Fransa proletaryası ve halkın dayanışması, İtalyan proletaryası ve halkın yükselen itirazları, Asya-Afrika ve Latin Amerika’daki toplumsal isyan istikametli devinimler ve devrimci başkaldırılar, Türkiye-T.Kürdistanı, Afganistan, Filistin ve Irak’taki halk direnişleri tüm dünya için ilham kaynağıdır. İşçi sınıfı ve hakların umudu her yerde büyümektedir. Umudumuz sömürüsüz ve talansız, baskısız ve şiddetsiz, savaşsız ve işgalsiz bir dünya yaratma mücadelesinin kazanımları üzerine kurgulu olmalıdır. Umudumuz mücadele edenlerin er geç kazanacağı ve muvaffak olacağı bilincinden beslenmelidir. Umudumuz gerçek sosyal adaleti tesis edecek olan sosyalizmden yana olmalıdır! Çünkü; kapitalizm, özelliklede emperyalist kapitalizm; haksızlıklar ve adaletsizlikler üstüne kurulu iktisat ve devlet sistemi yine kendi mezar kazıcılarını da, kazma aletlerini de yaratmaktadır. Bilinmelidir ki; yeterince sınıfsal bedel ödendi, ve artık sınıfsal bedel ödetilecek! Dünya işçi sınıfının ve emekçilerin Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü olan Şanlı 1 Mayıs kutlu ve umutlu olsun! Yaşasın şanlı ve kızıl 1 Mayıs! Yaşasın işçilerin enternasyonal birliği, dayanışması, mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm, faşizm, ırkçılık ve her türden gericilik! Atik 1 Mayıs 2009 Bildirisi AHM-ATİK Haber Merkezi
AŞIK İHSANİ - yapımcı: Volkan 24/04/2009 @ 20:25 ![]() AŞIK İHSANİ 68 kuşağının militan ruhlu halk ozanıydı Kamuoyunda ‘Aşık İhsani’ olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Diyarbakırlı halk ozanı 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Şirket görevlileri ve eşi tarafından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani'nin, aşırı heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, bugün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani bugün yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi. AŞIK İHSANİ KİMDİR? 68 kuşağının ‘Militan ruhlu halk ozanı’ olarak adından söz ettiren Aşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılarak sazıyla ve sözüyle kalabalık halk kitlelerini coşturdu. 12 Eylül 1980 tarihindeki askeri harekatın ardından yurtdışına giden ve uzun yıllar Frans^'da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıkan Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşlarda beste ve söz yazarlığına başlayan Aşık İhsani kısa sürede aldığı bağlama eğitimiyle bir anda aşıklık unvanını alarak sol çevrelerin gönlünde taht kurdu. Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan İhsan Sırlıoğlu, 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan ‘Güllüşah’ adını verdiği eşi Sevim hanımla tanışıp evlendi. Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi. HAPİS YATTI 1970’li yıllarda tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen Aşık İhsani’nin, Kerem ile Aslı, Aşık İhsani ve Güllüşah gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı. Dünden Bugüne Aşık İhsani, Düş Değil Bu, ve tüm şiirlerini topladığı Bıçak Kemikte adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca Ozan Dolu Anadolu adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan Beyaz Köle adında kitapları da bulunmaktadır. ![]() AŞIK İHSANİ 68 kuşağının militan ruhlu halk ozanıydı Kamuoyunda ‘Aşık İhsani’ olarak bilinen Diyarbakırlı halk ozanı İhsan Sırlıoğlu, aşırı tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yoğun bakım ünitesinde bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Diyarbakırlı halk ozanı 77 yaşındaki İhsan Sırlıoğlu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon şirketi tarafından yapılan belgesel çekimleri sırasında aniden fenalaştı. Şirket görevlileri ve eşi tarafından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yatırılan Aşık İhsani'nin, aşırı heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Aşık İhsani, bugün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Aşık İhsani bugün yakınları ve sevenleri tarafından Diyarbakır’ın Şehitlik semtindeki mezarlıkta toprağa verildi. AŞIK İHSANİ KİMDİR? 68 kuşağının ‘Militan ruhlu halk ozanı’ olarak adından söz ettiren Aşık İhsani, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 1970’li yıllardaki tüm etkinliklerine katılarak sazıyla ve sözüyle kalabalık halk kitlelerini coşturdu. 12 Eylül 1980 tarihindeki askeri harekatın ardından yurtdışına giden ve uzun yıllar Frans^'da yaşayan Aşık İhsani, 1995 yılında memleketi Diyarbakır’a döndü. Diyarbakır’daki yerel TV kanallarında da zaman zaman sazıyla ve bestelediği türküleriyle programlara çıkan Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşlarda beste ve söz yazarlığına başlayan Aşık İhsani kısa sürede aldığı bağlama eğitimiyle bir anda aşıklık unvanını alarak sol çevrelerin gönlünde taht kurdu. Aşıklığın yanı sıra Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde değişik işlerde de çalışan İhsan Sırlıoğlu, 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikasında çalıştığı dönemde burada tanıştığı ve sonradan ‘Güllüşah’ adını verdiği eşi Sevim hanımla tanışıp evlendi. Anadolu’nun çeşitli yörelerini dolaşan ve ilk kez 1958 yılında radyoda türkü söylemeye başlayan Aşık İhsani, 1963 yılına kadar geleneksel halk türlülerini okumayı tercih etti. Sonraki yıllarda siyasi ve politik içerikli türküleri okumaya ağırlık verdi. HAPİS YATTI 1970’li yıllarda tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldıktan sonra Türkiye ve yurtdışında sayısız konser verdi Fransa Cumhurbaşkanı ile İngiltere Kraliçesi başta olmak üzere dünya liderleri tarafından devlet konuğu olarak ağırlandı. Değişik halk hikayelerini derleyen Aşık İhsani’nin, Kerem ile Aslı, Aşık İhsani ve Güllüşah gibi birçok türkülü hikayesi bulunmaktadır. Şiirlerini 2 cilt olarak Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele, Bak Tarlanın Taşına Vur Ağanın Başına adlı kitaplarda topladı. Dünden Bugüne Aşık İhsani, Düş Değil Bu, ve tüm şiirlerini topladığı Bıçak Kemikte adlı kitapları yayımlandı. Ayrıca Ozan Dolu Anadolu adlı antoloji ile gezi izlenimlerinden oluşan Beyaz Köle adında kitapları da bulunmaktadır.
Sivas Katliami 2 Temmuz 1993 Alevi Katliami Bölüm 2
| Üye Girişi
Tekrar Giriş Yap --- 92 üye
( Hiçkimse )
Anket
Alevilerin Sesi
![]() www.yoltv.eu
Güncel Haber
Tomara Radyosu
RSS Güncel Haber
|


Anilarla Yedibölük
Alevilik



Ziyaretçi
şu An Bağlı




92 üye
Top